Nükleer Enerji Nedir?
Nükleer enerji, eski, pahalı ve geri kalmış bir teknolojidir. Temiz değildir. Ucuz değildir. Ve güvenli değildir. Basitçe nükleer enerji, petrol açığının doğuracağı tehditleri engelleyecek ya da ileride gelecek herhangi bir tehdidi engelleyebilecek değildir. Aslında Ortadoğu için tehdit nükleer teknolojinin kendisidir. Zira nükleer enerjinin yakıtı olan uranyumun bugünün reaktör sayısı hiç artmasa bile yalnızca 65 yıllık ekonomik bir ömrü kalmıştır.
Nükleer enerji politik pazarlık aracı olarak kullanılmak için çok tehlikelidir. Gittiği her yere güvensizlik, çelişki ve yanlış anlamalar götürmüştür. Bir kere düğmeye basıldı mı radyoaktivite tehlikesi artık kesinleşir.
Çok daha iyi bir yol var; barışçıl yenilenebilir enerjiler. Bölgeye bu yolla enerji ve yakıt sağlamak petrolün sebep olduğu konvansiyonel güvenlik risklerini de bertaraf eder. Petrole bağımlılık dünyayı iklim değişikliği bağlamında daha az güvenli hale getirmektedir. Kyoto gibi bunu kontrol edecek bir anlaşma zorunlu hale gelmiştir.
Yenilenebilir enerji kaynakları insanların ihtiyaçlarını, ekonomik bir şekilde ve gezegeni koruyarak karşılayabilir. Nükleer teknoloji ise felaket boyutunda kazaları, nükleer silahları, giderek artan bir çılgınlığı, yüz binlerce yıl etkisini kaybetmeyen atık sorununu beraberinde getirir.
En güvenli enerji sistemleri, enerji verimliliği ve enerji tasarrufu ile defalarca kat yenilenebilir enerjilerdir. Yenilenebilir enerjiler kısa geçmişlerine rağmen, 50 yıllık nükleer enerjiye (%6) oranla dünya enerji üretiminde daha büyük paya sahipler (%13). Bunun iyi bir sebebi var: iklim değişikliğinin ve nükleer enerjinin sorunları daha iyi anlaşıldıkça, yenilenebilir enerjilere olan yönelim hız kazanıyor.
Nükleer güç için bu tam tersidir. 2000 yılı Birleşmiş Milletler iklim görüşmelerinde dünya nükleer enerjiyi, kirli, tehlikeli ve yararsız olarak tanımladı ve Kyoto hedeflerini gerçekleştirmede kullanılmaması gerektiği üzerinde anlaştı. Nükleer endüstri iklim dostu olan Temiz Gelişme Mekanizması çerçevesinde kabul görmeyi umuyordu. Bunu yeşil ve çevre dostu olduğunu düşündükleri bir pakete sarmaya kalkmışlardı. Nükleer endüstriye bir diğer darbe de BM 2001 yılında sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda geldi ve dünya ülkeleri nükleer enerjiyi, sürdürülebilir bir enerji olarak tanımlamayı reddetti.
Riskler
Depolama
Radyoaktif maddelerin gömülmesi işinin nükleer mühendisler tarafından New Mexico'da; Nevada'daki Yucca Dağı'nda, Nevada, Gorleben Almanya gibi atık sahalarına ya da önerilen İngiltere, Rusya ve Avusturalya gibi ülkelerdeki sahalara rağmen, çözüldüğü söylense de hiçbir zaman kanıtlanmamıştır, üstelik jeoloji ve kimyasal olgular denetlenmemiştir. Gömü alanı olarak kullanılan derin mağara veya oyuklar hakkında yeterli bilgi yoktur. Ellerindeki sadece şüpheli birer varsayım olarak görülmelidir.
Bugün uzun vadeli bir radyoaktif madde uzaklaştırma yöntemi yoktur. Bunlar gömülünce doğadan tamamıyla yalıtılmazlar.
Nükleer atıklar görüş alanımızdan çıksa bile aklımızdan çıkmamalıdır. Sadece 40 yıl çalışacak bir santral için bizim nükleer çöplüğümüzün atıklarının tehdidi ile yaşayacak gelecek kuşaklar göz ardı edilmemelidir.
Her ne kadar nükleer mühendisler radyoaktif atıkların New Mexico, Nevada'da Yucca Dağı, Almanya'da Gorleben gibi yerlerde bulunan sahalara gömülebileceklerini söyleseler ve İngiltere, Rusya ve Avustralya gibi ülkelerde de yeni sahalar önerseler de bilimsel olarak kanıtlayabilecekleri hiçbir çözümleri yoktur.
Sözde çözümler olarak sunulan sahalardaki jeolojik ve kimyasal olgular denetlenmemiştir. Gömü alanı olarak önerdikleri yeraltı oyukları hiçbir zaman test edilmemiştir. Aslına bakarsanız, bu öneriler şüpheli varsayımlardan öteye geçememiştir.
Çocuklarımızın iyiliği için en doğrusu nükleer atıkları hiç üretmemektir.
Atık
Nükleer yakıt döngüsünün her adımı radyoaktif atık yaratır. Uranyum madeninden, zenginleştirmeye, reaktör işletmesinden, yeniden işlemeye nükleer yakıt kullanarak, nükleer endüstri bize nükleer atık bırakır. Birçoğu yüzlerce, binlerce hatta yüz binlerce yıl boyunca tehlikeli yapısını korur.
Nükleer tesislerin çalışmasının durdurulması ve sökülmesi de yüksek miktarda radyoaktif atık yaratır. Bu alanların tesisler kapatıldıktan sonra yüzlerce yıl gözlemlenmesi ve izole edilerek korunması gerekmektedir.
2000 yılına gelindiğinde tüm dünyada 220.000 ton nükleer atık üretilmişti. Atık büyüme miktarı yıllık 10.000 ton civarındadır. 20 yıl içinde ürettiğimiz nükleer atığı ikiye katlayacağız. Milyarlarca dolarlık yatırıma rağmen nükleer endüstri ve hükümetler binlerce yıl ölümcül tehlike taşıyacak bu atıkların saklanması ile ilgili yürüyecek bir çözümün üstüne gitmemektedir.
En güncel öneri, çok yüksek radyoaktif içeren bu atıkları çok derinlere gömmektir. Saklama konteynırları ya da kayalar radyoaktivitenin sızmasını binlerce yıl boyunca engelleyebileceğini öngörmek saflıktır.
Ek olarak tüm bu yüksek radyasyon seviyesine sahip çok tehlikeli bölgelerle birlikte, daha düşük radyoaktif madde içeren ama yine de tehlikeli olan yerler de mevcut. Mesela İngiltere’de Drigg, Fransa’da La Hague sadece bunlardan sadece ikisidir.
Sağlık Etkileri
Yüksek radyoaktiviteye maruz kalma radyasyon hastalığına neden olur. İlk belirtileri, mide bulantısı, yorgunluk, kusma, ishal, saç dökülmesi, kan kaybı, ağız ve boğazda yaralar, iltihaplar ve enerji kaybıdır. Birçok vakada ölüm 2 hafta içinde gelir.
Çocuklar ve doğmamış bebekler hızlı hücre bölünmesi yaşadıkları için daha fazla risk altındadır. Kanser ve kanser türleri özellikle lösemi, lenfoma gibi kan kanseri türleri, akciğer kanseri ve birçok büyük tümörler radyoaktivite ile doğrudan ilintilidir. Down sendromu da dâhil olmak üzere doğum anomalileri, yarık damak ya da dudak, doğuştan şekil bozuklukları, omurga sorunları, böbrek ve karaciğer sorunları da doğrudan radyasyonla bağlantılı olabilir.
Nükleer endüstri yüksek oranda radyoaktiviteyi çevreye salmadan çalışamaz. Günümüz insanları ve yüzlerce binlerce yıl sonra yaşayacak insanlar bu zehirden etkilenecektir. Radyoaktivite bizimle kalmaktadır ve gen havuzumuz onun için iyi bir bekleme yeridir. Tüm dünyanın kabul ettiği ortak bir radyoaktiviteden etkilenme alt sınırı yok; yani zararsız bir radyasyon miktarı yoktur. Zararsız tek seviye sıfır noktasıdır.
Nükleer endüstri doğal radyasyon seviyeleri ile sahte karşılaştırmalar yapmaktadır. Var olan doğal radyasyon yok edilemez ama buna yenilerini eklememize de gerek yok.
Güvenlik / Kazalar
Güvenli reaktörler bir masaldır. Kazalar her nükleer reaktörde olabilir. Her biri çevreye ölümcül radyoaktif serpinti yayma tehdidi taşımaktadır. Dahası tasarlandıkları gibi çalışsalar bile mutlaka bir miktar radyoaktif madde havaya ve suya karışmaktadır.1940’lardan beri nükleer endüstri bu gerçeği askeri bir sır gibi saklamaya devam etmektedir.
Nükleer Endüstri 1986 Çernobil faciasından da önce ciddi kazalar yaşamıştı. 20 yıl sonra bile endüstri hala küçük aksilikler, kazalar ve kayıplarla uğraşmaktadır. Fakat Çernobil tehlikeleri işaret eden bir vasiyet olarak kalmıştır. Ancak Çernobil’in küresel etkilerine rağmen, hala en kötü senaryonun ufak bir parçasını bile görmedik.
Diğer her şey gibi nükleer reaktörler de eskir. Eskiyince güvenli operasyon maliyetleri çok yükselir. Aynı zamanda işletmeciler, daha ucuz, güvenli yenilenebilir enerjilerle de rekabet etmek zorundadır.
Pek çok tesis kar baskısı sonucu özelleştirilerek, toplumsal güvenlik talebi göz ardı edilmiştir. Özelleştirmenin olduğu yerde, ortaklar karlarını gözeterek ve maliyeti azaltmaya çalışarak ölümcül maliyet kısıntılarına gidebilecektir. Bu bilim kurgu değildir. Bir endüstrinin sorun dolu tarihidir.
Sellafield İngiltere 10 Ekim 1957: İngiliz nükleer programına plütonyum üreten Windscale Reaktör 1’de yangın çıktı. Saatlerce yandı, radyoaktif maddeler havaya karıştı. Radyoaktif bulutlar İsviçre'ye kadar ulaştı. Yerel olarak radyoaktivite ile kirlenmiş binlerce litre süt imha edildi. Kazanın detayları, hala İngiliz devleti gizlilik kanunları çerçevesinde saklanmaktadır.
Kyshtym Rusya 29 Eylül 1957: Bir soğutma aksaması nedeniyle sıvı atık tankında yangın meydana geldi. Patlama sonucu 2,5 metre kalınlığındaki beton parçalanarak yeraltındaki tank havaya uçtu.70–80 ton yüksek radyoaktif içerikli madde açığa çıktı. Binlerce kilometrekarelik alan yüksek dozda kirlendi. Kaza 1970’lerin ortalarına kadar gizlendi.30 kadar yerleşim biriminin adı haritadan silindi.
Harrisburg Pensilvanya ABD 28 Mart 1979: İnsan ve teknik hataların birleştiği kazada çekirdekte meydana gelen kısmi erime Three Mile Adası Santrali 2 numaralı reaktörde meydana geldi. Radyoaktif gazlar açığa çıktı ve yaklaşık 3500 çocuk ve hamile kadın tahliye edildi.
Çernobil Ukrayna 26 Nisan 1986: Çernobil nükleer santralinde 4 numaralı reaktörde güvenlik testi sırasında operatörler çekirdek erimesine neden oldu. Patlama çok büyüktü,1000 tonluk çatıyı uçurarak Avrupayı radyoaktif bulutlara maruz bıraktı. Ukrayna ve Belarus’ta çok geniş araziler radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Radyoaktivitenin uzun vadeli etkileri özellikle çocuklarda yeni görülmeye başladı.
Tokaimura Japonya 30 Eylül 1999: Yakıt üretim tesisinde iki çalışan çok fazla sıvı uranyum çözeltisini güvenlik kurallarını ihlal edecek biçimde karıştırdı. Zincirleme reaksiyon başladı ve radyoaktif madde yayıldı. Üç çalışanın ikisi bir kaç ay sonra radyasyon hastalığından öldü, 400’den fazla insan çeşitli seviyelerde radyasyona maruz kaldı. 1 yıl sonra pahalı bakım masraflarından kaçınmak için, çok önemli güvenlik raporlarıyla oynandığı anlaşıldı.
Daha Güncel:
Japonya: Göreceli daha yüksek güvenlik standartlarına rağmen 2004’de Mihama reaktöründe buhar patlaması sonucu 5 işçi öldü. 2006’da bir reaktör depremlere dayanamayacağı nedeniyle mahkeme kararıyla kapatıldı. Üstelik Japonya jeolojik açıdan aktif bir ülkedir.
ABD: Dünyanın en çok nükleer reaktörüne sahip Amerika 2002 yılında Ohio’da David Besse reaktöründe facianın eşiğinden döndü. Tüm çekirdek erimesini kontrol eden basınç ünitesini çökertebilecek bir metal aşınması fark edildi. David Besse’de yaşanan olaydan sonra reaktör 2 yıl kapalı kaldı (maliyeti 600 milyon USD).Şimdi 2017’e kadar çalışabileceğine dair sertifika verildi.
Fransa: Aralık 2003’de Cruas 3 reaktöründe sel nedeniyle oluşan zararlardan dolayı Fransız Nükleer Güvenlik ajansı acil durumlar için kuruldu.
Temiz Enerji Kavramı
Küresel ısınmaya yönelik çözümler vardır. Bunlar, temiz, yenilenebilir enerjiler, enerji verimliliği ve çevresel açıdan sağlıklı teknolojilerdir.
Dünyaca ünlü bilim insanlarının en son raporu iklimi yıkıma uğratan sera gazlarının azaltılması için çok düşük maliyetli 'yüzlerce teknoloji' mevcut olduğunu ve hükümet politikalarıyla bunların önündeki engellerin kaldırılmasının gerektiğini belirtiyor.
Bu çözümlerin uygulanması, insanların özveride bulunmasını ya da yaşam kalitesini düşürmesini gerektirmez. Aksine bu çözümlerle insanların, ekonomik büyüme, yeni iş alanları, teknolojik yenilikler ve en önemlisi de çevresel koruma sağlayacak yeni bir döneme geçişi mümkün olacak.
Fakat küresel ısınma için yeşil çözümlerin piyasada tutunabilmesi, ancak hükümetlerin ve şirketlerin kirletici teknolojilerden uzaklaşmakta önderlik etmesiyle gerçekleşebilir.
Şu anda, fosil yakıt endüstrileri, kirli enerji ucuz olabilsin diye milyarlarca dolar sübvansiyon alıyor. Kirletici endüstrilerin, bedel ödemeksizin kirletmelerine izin verilirken, temiz teknolojilere kaynak aktarılmıyor.
Enerji gereksinimleri en hızlı artan gelişmekte olan ülkeler, endüstrileşmiş ülkelerin kirli dış yatırımlarını destekleyen İhracat Kredi Ajansları yüzünden eski moda fosil yakıt teknolojilerine mahkûm ediliyor.
Artık insanlığın kendisini fosil yakıtlardan ve iklimi yıkıma uğratan diğer teknolojilerden kurtarmasının zamanı geldi. Petrol şirketleri, dünyanın kullanmayı göze alamayacağı daha fazla fosil yakıt aramaktan vazgeçmeli. Hükümetler, kirletenlerin ödemesini sağlamalı ve sübvansiyonları yenilenebilir enerjilere aktarmalı.
Yeşil teknolojiler yaygınlaşmaya hazır.
- Rüzgâr enerjisi, şimdiden dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli bir enerji kaynağı olmuştur ve 20 yıl içinde dünya elektriğinin yüzde 12'sini sağlayabilir.
- Güneş enerjisi, dünyada yılda yüzde 33 oranında büyümektedir. Greenpeace ve endüstrinin araştırmaları, güneş endüstrisinin biraz devlet desteğiyle, önümüzdeki 20 yılda 2 milyar kişiye elektrik sağlayabileceğini gösteriyor. Güneş elektriği (fotovoltaik), 2040 yılına kadar dünya elektrik gereksiniminin yaklaşık yüzde 25'ini karşılayabilir.
- Küresel finans analizcisi KPMG'nin bir raporu, yılda 500 megawatt gücünde güneş elektriği panelleri üretilmesi halinde güneş enerjisinin, geleneksel fosil yakıtlarla rekabet edebilecek kadar ucuzlayacağını gösteriyor.
- Asya ülkelerindeki bir yenilenebilir enerji tesisi, kömürlü bir termik santral ile aynı maliyetle kurulup, aynı sayıda kişiye iş alanı yaratırken, önemli çevresel üstünlükler sağlayacaktır.
- İklim ve ozon tabakası için güvenli olan Greenfreeze soğutucu teknolojisi, dünyada yaygınlaşıyor; maliyet ve verimliliğin özellikle önemli olduğu gelişmekte olan ülkeler için ideal bir çözüm oluşturuyor.
Enerji Verimliliği
Enerji verimliliği, daha az enerji kullanarak aynı miktardaki işi (aydınlatma, ısıtma, hareket vb.) yapabildiğimiz birçok değişik yolları işaret eden çok geniş kapsamlı bir deyimdir. Verimli otomobilleri, enerji tasarruflu aydınlatmayı, geliştirilmiş endüstriyel uygulamaları, daha iyi bina yalıtımlarını ve diğer teknolojilerin kullanımını kapsar. Enerji tasarrufu ve para tasarrufu genellikle aynı şey demek olduğundan, enerji verimliliği yüksek düzeyde fayda sağlar.
Daha az ile daha iyi
Enerji verimliliği çoğu kez çok yönlü olumlu etkilere sahiptir. Örneğin verimli bir çamaşır ya da bulaşık makinesi aynı zamanda daha az su kullanır. Verimlilik aynı zamanda daha yüksek düzeyde rahatlık da sağlar. Örneğin iyi yalıtılmış bir ev kışın daha sıcak, yazın daha serin olur ve yaşamak için daha sağlıklı bir ortam oluşturur. Verimli bir buzdolabı daha az gürültü ve daha az buzlanma yapar ve dış ortamda daha az su buharı oluşturur ve muhtemelen daha uzun ömürlü olu Verimli bir aydınlatma nerede ihtiyacınız varsa orada size daha fazla ışık sağlar. Böylece verimlilik gerçekten; “daha az ile daha iyi” demektir.
Verimlilik muazzam bir potansiyele sahiptir. Çatınızda çok iyi yalıtkanlar kullanarak ilave yalıtım yapmak, çamaşır makineniz eskidiğinde yüksek verimli bir çamaşır makinesi satın almak gibi enerji verimliliği için atabileceğiniz çok basit adımlar vardır. Bütün bu örnekler hem para hem de enerji tasarrufu sağlar. Fakat en büyük tasarruf böyle küçük adımlarla sağlanamaz. Büyük kazanımlar “evin tamamı”, “otomobilin tamamı”, hatta “ulaşım sisteminin tamamı” gibi bütün konsepti yeniden düşünmekle sağlanır. Bunu yaptığınız zaman bugünkü enerji tüketimimiz şaşırtıcı bir şekilde 4 ila 10 kez azaltılabilir.
Bir evi örnek alalım. Çatıdan temele kadar bütün dış yüzeyi ilave yatırım gerektiren uygun şekilde yalıttığımızda ısıtma ihtiyacı o kadar azalır ki ekstra yalıtım masrafını karşılayacak daha ucuz ve daha küçük bir ısıtma sistemi kurmak yeterli olur. Sonuç, daha pahalı olan yenisini yapmaya gerek bırakmayan ve enerji tüketimi üçte bire düşen bir evdir. Daha fazla yalıtım yaparak ve yüksek verimlilik sağlayan bir havalandırma sistemi kurarak ısıtma gideri onda bir kadar düşürülebilir. Şaşırtıcı geliyor, fakat geçtiğimiz 10 yıl içinde Avrupa’da bu süper verimli evlerden binlercesi başarılı bir şekilde inşa edilmiştir. Gelecek için bu bir rüya değil, binlerce aile için günlük hayatın bir parçasıdır.
Bir diğer örnek olarak, bir büronun yöneticisi olduğunuzu düşünün. Yaz boyunca klima cihazları çalışanlarınızın verimliliğini artırmak için serin hava üfler durur. Bu oldukça pahalı olduğu için zeki bir mühendise verimli bir soğutma sistemi geliştirmesini söyleyebilirsiniz. Fakat niçin durup bütün bir sistemi yeniden gözden geçirmezsiniz. Eğer öncelikle binamızı geliştirerek güneşin binamızın içini fırın gibi ısıtmasına engel olursak, daha az enerji kullanan ve daha az ısı yayan fotokopi makineleri, bilgisayarlar ve aydınlatma sistemleri kullanırsak ve gece boyunca havalandırma sağlayanlar gibi pasif soğutma sistemleri kurarsak, pahalı klima sistemlerine hiç ihtiyacınız kalmayacağını gayet güzel anlarız. Bina iyi projelendirilip inşa edilirse klima sistemleri satın almaya hiç gerek kalmayacaktır.
İleriye doğru gitmek
Eğer enerji kullanımını azaltmanın bu kadar büyük ekonomik yararı varsa neden herkes öyle yapmıyor? Evet, başlangıç için, enerji verimliliği avantajından birçok insan yararlanabilir. Amerikan Enerji Verimli Ekonomi Konseyine göre, “2000 yılında, kişi başına düşen, enerji kullanımı toplamı 1973 teki ile hemen hemen aynıdır. Aynı 27 yıl boyunca kişi başına düşen milli gelir yüzde 74 artmıştır”
Fakat bu sadece bir başlangıçtır. Maalesef petrol sahalarından daha az somut olan gerçekten muazzam bir enerji verimliliği potansiyelinden istifade etmek için öncelikle uygun hükümet politikalarına ihtiyaç vardır. Bu sonuca ulaşmak için tek ve en önemli araç, evler, bürolar, otomobiller, elektrikli aletler v.b için yaşam maliyetini en aza indiren asgari enerji verimliliği standartlarının belirlenmesi gerekmektedir. Tüketicilerin satın alacakları ürünlerin belli asgari standartları karşılamasını istemeye hakları vardır. Örneğin asgari güvenlik standartları halen mevcuttur. Ancak enerji verimliliği standartları hükümetler tarafından önemsenmemektedir veya çok az önemsenmektedir. Hükümetler aynı zamanda enerji verimliliğini geliştiren yeni teknolojileri ve yaratıcı düşünceleri teşvik etmek için ilave politika üretme fırsatlarını yakalamalıdırlar.
Rüzgâr Gücü
Rüzgâr gücü, dünyanın en hızlı gelişen enerji kaynağı, şaşırtıcı bir şekilde basit bir teknolojidir. Uzun ince kulelerin ve düzenli dönen pervanelerin arkasında, aerodinamik bir dizayn ile hafif materyallerden yapılmış ve bilgisayar kontrollü elektronik parçaların karmaşık bir şekilde çalışma ilişkisi yatar. Enerji, dönen dinamodan bazen değişken hızlarda dönen bir vites kutusu vasıtasıyla bir jeneratöre iletilir. Bazı türbinlerde vites kutusu kullanılmaz doğrudan iletilir.
Rüzgâr enerjisinin bugünü
20 yıllık teknolojik gelişmeler modüler ve kolay kurulabilen sanat harikası rüzgâr türbinlerinin üretilmesiyle sonuçlandı. Bugün, bir tek modern rüzgâr türbini 20 yıl önceki bir rüzgâr türbininin 100 katı enerji üretmektedir ve şimdi rüzgâr çiftlikleri geleneksel bir enerji santralinin ürettiğine eşdeğer miktarda enerji üretebilmektedir. 2004 yılına kadar dünyadaki rüzgâr enerjisi santrallerinin toplamı 40,300 MW düzeyine erişmiştir. Bu miktar yaklaşık 47 milyon insanın tükettiği enerjiye eş değer olup, Avrupa’da 19 milyon evde tüketilen enerji ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.
Piyasa geliştikçe rüzgar enerjisi üretim maliyetleri de geçtiğimiz 15 yıl içinde % 50 oranında düşüş göstermiştir. Bugün rüzgar, optimum düzeyde bulunduğu yerlerde kömürle çalışan santraller ile, bazı yerlerde doğal gazla rekabet edebilecek hale gelmiştir.
2020 yılına kadar rüzgâr enerjisi
Kurulu kapasitenin geçtiğimiz bir kaç yıl içinde %30 büyümesiyle, 2020 yılına kadar dünya enerji ihtiyacının %12 sinin rüzgârdan sağlanması tümüyle gerçekçi bir amaçtır. Bu süre zarfında, 2 milyon kişiye iş sağlanmış olacak ve 10,700 milyon tonluk karbondioksit salınımı önlenmiş olacaktır.
Ortalama bir türbin kapasitesindeki devamlı gelişmeler sağ olsun ki, 2020 yılına kadar, iyi yerlerdeki rüzgâr enerjisinin üretim maliyetinin kWh (bir saatte üretilen KW enerji) başına 2.45 Avro’ya düşmesi beklenmektedir. Bu maliyet 2003 yılındaki maliyet olan 3.79 Avro’dan 36 cent daha azdır. Elektrik şebekesine bağlantısı bu maliyete dâhil değildir, fakat sadece rüzgâr için değil her yeni enerji alanı için de geçerli bir faktördür.
2020’den sonra rüzgâr enerjisi
Dünyanın rüzgâr enerjisi kaynakları bakımından oldukça zengin bir yer ve bu kaynaklar hemen hemen her ülkenin her bölgesinde bulunacak şekilde dağılmış durumda. Mevcut teknolojiyi kullanarak, rüzgâr enerjisinden yılda 53,000 terawatt (TWh) elektrik enerjisi üretilebileceği hesaplanmıştır. Bu, 2020 yılı için tahmin edilen, sanayinin önümüzdeki onlarca yıllık enerji ihtiyacını da karşılayacak şekilde, dünya enerji talebinin iki katından daha fazladır. Sadece ABD kendi ihtiyacının üç katını rüzgâr enerjisinden sağlayabilecek yeterli rüzgâr potansiyeline sahiptir.
Rüzgârın avantajları
Çevre dostu – Karbondioksit salınımının yol açtığı iklim değişiklikleri
düzeyinde azalma rüzgâr enerjisi santrallerinin sağlayacağı en önemli çevresel
yarardır. Bununla birlikte, nükleer santraller ve fosil yakıtlarla
çalışan santrallerin yol açtığı diğer tür kirlenmelere de neden olmaz.
Çok
iyi enerji dengesi – Bir rüzgâr türbininin üretilmesi, kurulması ve ortalama 20
yıllık çalışma ömrü sürecinde bakımı faaliyetleri sırasında ortaya çıkacak
karbondioksit salınımının karşılığı ilk 3–6 aylık çalışması döneminde
alınabilmektedir. Bu demektir ki 19 yıl boyunca üretilen enerjinin çevresel bir
maliyeti olmayacaktır.
Çabuk kurulum – Güçlendirilmiş beton temeller üzerine, büyük vinçlerle türbin
kulelerinin, gövdenin ve pervane kanatlarının kaldırılıp kurulması ile bir
rüzgâr çiftliğinin inşasının tamamlanması bir kaç haftalık bir
iştir.
Güvenilebilir ve yenilenebilir enerji kaynağı – Türbini döndürmek için
gerekli olan rüzgâr ücretsizdir ve fosil yakıtlarında olduğu gibi fiyatlardaki
dalgalanmalardan etkilenmez. Kömürde olduğu gibi toprağı kazmak, çıkan kömürü
santrale taşımak gibi bir problem de yoktur. Fosil yakıtlarının fiyatı
yükseldikçe rüzgâr enerjisinin değeri de yükselecek, üretim maliyeti ise
düşecektir.
Daha da ötesi, denenmiş orta büyüklükte türbinler kullanan daha büyük
projelerde kapasite kullanımında %98 oranında süreklilik rüzgâr kullanımı ile
sağlanabilmektedir. %2 lik düşüş ise onarım ve bakım için gerekli zaman olup,
geleneksel enerji santrallerinden alabileceğimiz performanstan çok daha
iyidir.
Rüzgârın değişkenliği
Rüzgâr değişkenliği elektrik şebekesinin yönetimi için şüphecilerin tahmin ettiğinden çok daha az sorun üretmiştir. Enerji talebindeki dalgalanma ve geleneksel enerji santrallerindeki arızalara karşı korunma ihtiyacı enerji şebekesi siteminin rüzgâr enerjisinden daha esnek olmasını gerektirmektedir. Tecrübeler göstermiştir ki ulusal enerji sitemleri görev başındadır.
Örneğin, rüzgârlı gecelerde Danimarka’nın batı kesimlerindeki elektrik üretiminin %50 si rüzgâr türbinlerinden sağlanmasına rağmen elektrik akım yükü yönetilebilmiştir. Geliştirilen süper şebeke sistemleri değişik bölgelerde, değişik hızlardaki rüzgârların yarattığı elektrik dalgalanmalarını birbirlerine karşı dengeleyebilmektedir.
İleriye doğru gitmek
Son hızlı gelişmelere rağmen rüzgâr enerjisinin geleceği garanti altında değildir. Bugün 50 ülkede rüzgâr enerjisi kullanılmasına rağmen, ilerlemenin çoğu Almanya, İspanya ve Danimarka’nın liderliğinde gösterilen teşekküre değer gayretler sonucudur. Eğer dünya çapındaki hedeflere ulaşmak isteniyorsa, diğer ülkeler de rüzgâr enerjisi sanayisinin gelişmesini teşvik etmelidir. Bu nedenle, 2020 yılına kadar dünya enerjisinin %12 sinin rüzgârdan elde edilmesi tahmini garanti altında değildir. Bu hedef ancak biz istekliysek gerçekleşebilir.
Güneş Enerjisi
Dünyanın birçok kesiminde halen güneş enerjisinden yararlanılmaktadır ve eğer uygun şekilde yararlanılırsa hâlihazırda dünyada tüketilmekte olan enerjinin bir kaç katını sağlayacak potansiyel mevcuttur.
Güneş enerjisi ısıtma ve soğutma sistemlerinin ihtiyacı olan elektrik enerjisini doğrudan üretmekte kullanılabilir. Güneş enerjisinden yararlanma potansiyelimiz sadece bu imkândan yararlanma isteğimizle sınırlıdır.
Güneş enerjisinden yararlanmanın değişik yolları mevcuttur. Bitkiler güneş enerjisini fotosentez yolu ile kimyasal enerjiye dönüştürürler. Bu enerjiden yararlanmanın bazı yoları bu bitkileri yiyecek olarak tüketmek veya odunlardan yakacak olarak istifade etmek şeklinde olur. Bununla beraber “güneş enerjisi” terimi daha ziyade gün ışığını doğrudan kullandığımız ısı enerjisine veya elektrik enerjisine çevirmek demektir. Güneş enerjisinin iki temel tipi “solar termal” ve "fotovoltaik" tir.
Solar fotovoltaik: Bu ışıktan elektrik üretmek demektir. Bu işin sırrı,
elektron açığa çıkarmak için yarı iletken materyalleri kullanmaktadır. Bu
elektrolar elektriğin temelini oluşturan negatif yüklü parçacıklardır.
Fotovoltaik hücrelerde kullanılan yarı iletken maddelerin en yaygını, kumda çok
miktarda bulunan silikondur. Bütün fotovoltaik hücreler bu tip yarı iletken
maddelerden yapılmış, bir pozitif diğeri negatif yüklü en az iki tabakadan
oluşur. Yarı iletkenlerin üzerine gün ışığı geldiğinde, bu iki tabakanın
birleştiği yerde doğru akım üreten bir elektrik akımı oluşmasına yol açar. Güneş
ışığı ne kadar güçlü olursa ürettiği elektrik akımı da o kadar büyük
olur.
Bu nedenle bir fotovoltaik sistem çalışmak için parlak gün
ışığına gerek duymaz. Bulutlu havalarda da bulutların yoğunluğuna göre ürettiği
enerji miktar değişecek şekilde elektrik üretir. Az bulutlu bir havada
bulutlardan yansıyan güneş ışıkları gün ışığının yoğunluğunu artıracağından
masmavi bir gökyüzü olan parlak güneşli zamanlardakinden daha fazla güneş
enerjisi elde edilir.
Bugünlerdeki yaygın uygulama şekli hesap makineleri gibi küçük aletleri çalıştırmak için çok küçük güneş enerjisi hücreleri kullanmaktır. Fotovoltaik, elektrik şebekesinin bulunmadığı yerlerde elektrik enerjisi üretmek için de kullanılabilir. Güneş enerjisi ile çalışan ve güneş dondurucusu dediğimiz bir buzdolabını da geliştirdik. Bu buzdolabı, denemelerden sonra, elektrik olmayan yerlerde insani yardım kuruluşları tarafından aşıları muhafaza etmek ve elektrik şebekesine bağımlı olmak istemeyen herkes tarafından yiyeceklerini soğuk tutmak için kullanılabilecektir.
Mimarlar da tasarımlarında güneş enerjisi panellerini artan bir şekilde
kullanmaktadırlar. Mesela, güneş enerjisi panelleri çatı kaplaması olarak
geleneksel çatı kaplama malzemeleri yerine kullanılabilir. Esnek ince film
modülleri kubbeli çatılara bile kolayca entegre edilebilir. Yarı şeffaf modüller
gölgelendirmenin ve gün ışığının ilginç bir karışımını kullanmaya imkan verir.
Fotovoltaik hücreler, yaz aylarında klima cihazlarının çok elektrik tükettiği
zamanlarda binaların ihtiyaç duyduğu fazla miktardaki enerji ihtiyacını
karşılayabilir ve böylece maksimum derecedeki elektrik ihtiyacı yükünü
azaltabilir.
Hem büyük hem de küçük ölçekte bir fotovoltaik ulusal
elektrik şebekesine enerji verebilir veya müstakil olarak kullanılabilir.
Solar ısı enerjisi santralleri
Büyük aynalar güneş ışığını tek bir hat üzerine veya tek bir noktaya yoğunlaştırabilir. Orada oluşturulan ısı buhar oluşturmada kullanılabilir. Sıcak ve hayli yüksek basıncı buhar elektrik üreten türbinleri çalıştırmada kullanılır. Yoğun güneşli bölgelerde güneş enerjisi ısı santralleri elektrik üretiminin büyük bir kısmını garantilemekte kullanılabilir.
Hesaplamalara göre, 2015 yılına kadar, solar termal santrallerinin bugün
sadece 354 MW olan kurulu kapasitesi 5000 MW düzeyini geçecektir. 2020 yılına
kadar ilave olarak her yıl 4500 MW daha artacaktır. Dünya çapında güneş enerjisi
ısı santrallerinin kapasitesi, 30 milyon konuta yetecek kadar bir miktar olan
30.000 MW’a erişecektir.
Güneş enerjisi ile ısıtma ve
soğutma
Güneş enerjisi ile ısıtma doğrudan güneşten aldığı enerjiyi kullanmaktadır. Çatınızda bulunana bir güneş enerji ısı toplama aygıtı evinizi ısıtmaya yardım edebilir ve evinizin ihtiyacı olan sıcak suyu sağlar. Bu sistem yüzyıllardır bilinen bir prensibe göre çalışır: güneş koyu renkli bir kap içindeki suyu ısıtır. Piyasada şimdiki güneş enerjisi teknolojileri oldukça güvenilir ve etkilidir. Bu sistemler evlerdeki suların ısıtılmasından, evlerin ve işyerlerinin ısıtılması, yüzme havuzlarının ısıtılması, soğutma, sanayi ısıtma sistemleri ve içme sularının tuzdan arındırılması gibi çok geniş bir uygulama alanına sahiptir.
Evlerde sıcak su edilmesi güneş enerjisi uygulamasının bugün en yaygın
şeklidir. Bazı ülkelerde konutlarda yaygın bir özellik haline gelmiştir.
Şartlara ve sistemin özelliklerine bağlı olarak sıcak su ihtiyacının neredeyse
yüzde yüzünü güneş enerjisinden elde etmek mümkündür. Daha büyük sistemler
kapalı alanların ısıtılması için gerekli olan enerjinin önemli bir kısmını
karşılayabilir. İki tip teknoloji vardır:
Boşluk tüpleri – Vakum
tüpünün içindeki ısı emiciler güneşin yaydığı ısıyı emer ve içindeki sıvıyı
tıpkı düz güneş enerjisi panellerinde olduğu gibi ısıtır. Tüpün arkasındaki
yansıtıcıdan tüpe doğru yansıtılan ilave ısı dan da yararlanılır. Güneşin açısı
ne olursa olsun, tüpün yuvarlak şekli güneşin ısı emicilere doğrudan ulaşmasını
sağlar. Bulutlu bir günde bile, ışık birçok değişik istikametten gelirken dahi
boşluklu tüp kollektörleri oldukça etkilidir.
Düz panel güneş
enerjisi kollektörleri- Esas olarak üst kapağı camdan bir kutudur. Bu kutunun
içinde bakırdan yaprakları olan bir seri bakır borular vardır. Bütün yapı güneş
ışıklarını tutacak şekilde tasarlanan koyu renk bir madde ile kaplanmıştır.
Güneş ışıkları kollektörden aşağı doğru temeldeki bir su ısıtıcısına doğru
devridaim yapan su ve antifriz karışımı bir sıvıyı ısıtır.
Güneş
enerjisi ile soğutma – güneş enerjili dondurucular soğuk üretmek için ve/veya
tıpkı buzdolaplarındakine benzer bir şekilde havadaki nemi almak için ısı
enerjisini kullanırlar. Çok sıcak havalarda soğutmaya talebin çok olduğu
zamanlarda, bu uygulama güneşin ısı enerjisinden yararlanma için çok uygundur.
Güneş enerjisi ile soğutma başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Gelecekte,
özellikle küçük sistemler için teknolojinin maliyeti düştükçe, güneş enerjisi
ile soğutmanın büyük ölçekli olarak kullanılması beklenmektedir.
Jeotermal
Jeo (yer) termal (ısı) enerji, yerin içindeki ısıdan yararlanma demektir. Son hesaplamalara göre gezegenimizin çekirdeğindeki ısı inanılmaz derecede, 5500 santigrad derecedir.
Buna göre en üstteki 3 metrelik dünya yüzeyinin ısısının yıl boyunca sürekli olarak 10–16 santigrad derece civarında olması şaşırtıcı değildir. Değişik jeoloji süreçler sayesinde bazı yerlerde çok daha yüksek sıcaklıklar bulunur.
Bu ısıdan yararlanmak
Yeraltındaki sıcak su kaynaklarının yüzeye yakın olduğu yerlerde sıcak su doğrudan doğruya ısıtma ihtiyacı hissedilen yerlere pompalanabilir. Bu evlerin ve seraların ısıtılmasında kullanılacak sıcak su için hatta yollardaki karların eritilmesinde jeotermalnın kullanıldığı bir yöntemdir.
Kolayca ulaşılabilir jeotermal rezervlerinin olmadığı yerlerde bile, yer ısı pompaları yeryüzüne ve binalara ısı pompalayabilir. Bu neredeyse her yerde işe yarar. Çünkü yeraltındaki ısı yıl boyunca neredeyse hep aynı kalır ve bu sistem kışın binaların ısıtılmasında yazın da soğutulmasında yardımcı olur.
Elektrik üretimi
Jeotermal enerji santralleri bazen 1,5 km derinliğindeki kuyuları kullanır hatta bazen yer altında kaynayan sıcak su kaynaklarına ulaşmak için daha derinlere ulaşır. Bazı enerji santralleri yer altından doğrudan elde edilen buharı türbinleri döndürmede kullanır. Diğer bazıları ise yüksek basınçlı sıcak suyu düşük basınç tanklarına pompalar. Bu türbin jeneratörünü döndürmek için kullanılan “buhar patlaması”’na neden olur. Yeni bir çeşit santral ise yeraltından elde edilen sıcak suyu isobutene gibi sudan daha düşük sıcaklıklarda buharlaşan sıvıları buharlaştırmada kullanır. Bu sıvı buharlaştığında genişleyerek türbin jeneratörünü döndürür.
Jeotermal (jeotermal) enerjinin avantajları
Reykjavik’de, İzlanda’da bol bulunana jeotermal enerjisini kullanarak sudan
elde edilen yenilenebilir hidrojen yakıtını üç adet otobüse yakıt sağlamada yeni
kullanılmaya başlayan bir hidrojen yakıt istasyonu.
Jeotermal enerji
santralleri hava kirliliğine ya da sera etkisine neden olan gaz salınımına hemen
hemen hiç neden olmazlar.
Aynı zamanda sessiz ve son derece güvenilirdir. Jeotermal elekrik santralleri zamanın % 90’ında elektrik üretirler, bu oran fosil yakıt kullanan santrallerde %65–75 civarındadır.
Maalesef bol miktarda jeotermal kaynakları bulunan birçok ülke, bu denenmiş yenilenebilir enerji kaynağından son derece az istifade etmektedir.
Biyoenerji
Biyoenerji gaz toplama, gazlaştırma (katı maddeleri gaza dönüştürme), içten
içe yanma ve sindirme (yaş atıkları kullanarak) gibi teknolojilerden istifade
ederek bitkiler gibi organik maddeleri yakıt olarak kullanmaktadır.
Biyolojik maddeler enerji üretmek için verimli ve devamlı bir şekilde
kullanıldığında sera gazları salımının azaltılmasında rol oynayacağından bu
yöntemi şiddetle destekliyoruz.
Biyoyakıtlar, özellikle enerji verimli taşıtlarla birlikte kullanıldığında taşıt egzoz gazlarını azaltarak iklim değişikliklerine karşı çözümün sürdürülebilir bir parçası olabilirler.
Özellikle, ikinci nesil biyoyakıtlar sera gazlarının azaltılmasında devamlı bir şekilde önemli katkıda bulunabilirler ve bu nedenle biz ikinci nesil biyoyakıtların araştırma geliştirme çalışmalarını teşvik ediyoruz.
Bizim asıl ağır basan amacımız iklim krizine dikkati çekmektir. Bir biyoyakıt üretim teknolojisini değerlendirmede kullandığımız öncelikli kriter sera gazlarında belirgin net bir azaltma yapıp yapmadığı ve mümkün olan en yüksek düzeyde verimli olup olmadığıdır.
Sera gazlarının azaltılmasını sürekli hale getirebilmek için, biyoyakıt üretimi ormanların ve diğer doğal ekosistemlerin tahribine, gıda güvencesi dâhil sosyal çatışmalara katkıda bulunmamalıdır ve biyoyakıt ürünleri sürekli bir şekilde yetiştirilmelidir.
Hidroelektrik
Hidroelektrik enerjisi su enerjisidir. İster bir akarsu olsun, isterse bir okyanus dalgası olsun, hareket eden suda muazzam derecede doğal enerji vardır. Sele neden olan ve kıyılarını tahrip eden bir nehrin veya sahil şeridini parçalayıp dağıtan bir büyük dalganın yıkıcı gücünü düşünün, bunu yapabilecek gücün miktarını gözünüzde canlandırabilirsiniz.
Bu enerji kontrol edilerek elektrik enerjisine çevrilebilir ve hidroelektrik santraller sera gazı salınımı yapmazlar. Su yeryüzünde sürekli bir dönüşüm içinde yenilendiğinden sudan elde edilen enerji de yenilenebilir bir enerjidir. Hidroelektrik sitemin ihtiyacı olan tek şey, bir çay veya nehir gibi sürekli akan bir su kaynağıdır. Güneş enerjisi veya rüzgar enerjisinin aksine, hidroelektrik santralleri günün 24 saati sürekli elektrik üretebilirler.
Dalga enerjisi
Dünya Enerji Konseyi dalgaların her yıl iki terawatt enerji üretebileceğini
hesaplamıştır. Bu miktar, bugün dünyada üretilen enerjinin iki katıdır ve 2000
adet büyük petrol, gaz, kömür ve nükleer santralin ürettiği enerjiye eşdeğerdir.
Eğer hepsinden yararlanmak mümkün olsaydı, okyanuslardaki toplam yenilenebilir
enerji dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının 5.000 katından fazlasını karşılamaya
yeterdi. Fakat şimdiye kadar dalga gücünden yararlanmak sadece teorik olarak
mümkündü. Gerçekte teknoloji hala geliştirilme safhasındadır ve dünyanın enerji
üretimine ne kadar kısa süre içinde katkıda bulunabileceğinin hesaplanabilmesi
için henüz çok erkendir.
Nehir enerjisi
2003 yılında, dünya elektriğinin %16 sı hidroelektrik santrallerinden elde edilmiştir. Hidroelektrik santraller yüksek bir yerden daha alçak bir yere doru hızla akan/dökülen sulardan istifade ederek elektrik üretir. Düşüş yüksekliği ne kadar fazla olursa, akan suyun hızı ne kadar çok olursa üretilen elektrik miktarı da o kadar çok olur.
Maalesef büyük ölçekli hidroelektrik santrallerinin gerektirdiği büyük barajlar ekosistemleri su altında bırakabilir. Nehir boyunca yerleşik toplumların, çiftçilerin ve ekosistemin su ihtiyacı da hesaba katılmak zorundadır. Ayrıca uzun süren kuraklık dönemlerinde nehirlerin suları kuruyabileceğinden veya çok azabileceğinden hidroelektrik santrallerinde üretim durabileceğinden güvenilir olmayabilir.
Bununla birlikte, küçük ölçekli hidroelektrik santralleri büyük barajlara ihtiyaç duymadan çok miktarda elektrik üretebilir. Ne kadar elektrik ürettiklerine bağlı olarak, “küçük”, “mini” veya “mikro” olarak sınıflandırılırlar. Küçük hidroelektrik sistemleri, nehir yatağını doğal akıntısından çok fazla değiştirmeden nehrin enerjisini kullanabilir.
Küçük ölçekli hidroelektrik tesisleri büyük gelişme potansiyeli ile çevre dostu bir enerji kaynağıdır fakat biz ona bir şans vermediğimiz sürece bu potansiyele ulaşamayacaktır.
İklim değişiklikleri için çözümler hakkında en çok sorulan sorular ve yanlış fikirler:
Rüzgâr çiftliklerinin görüntüsü çirkin.
Pekâlâ, sanıyoruz ki bu fikir kişilerin estetik güzellik anlayışlarından kaynaklanmaktadır. Şahsen, biz rüzgar türbinlerinin görüntüsünü seviyoruz. Biz onlara baktığımızda dengeli iklim, yaşayan mercan kayalıkları, yok olmamış kutup ayıları, erimemiş buzullar, sel basmamış şehirler, başka milyonları mahvetmeden yaşayan milyonlarca insana güvenlikli bir şekilde enerji sağlayan enerji kaynaklarını görüyoruz.
Rüzgâr çiftlikleri çok gürültülü.
Yukarıya bakınız. Biz onların kulağımıza müzik gibi geldiğini düşünüyoruz. Elbette, yeni teknolojinin ilk günlerinde gürültü bir konu idi. Mamafih, gerçekte, bu günlerde yakından bile işitemezsiniz. Bir rüzgar çiftliği 275 m. mesafeden kabaca ancak bir buz dolabı kadar gürültü çıkarmaktadır. Gerçekte modern bir rüzgar türbininin altında durarak sesinizi bile yükseltmeden sohbet edebilirsiniz.
Rüzgâr sürekli esmez, o zaman ne olacak?
Aslında, bazı yerlerde, özellikle kıyı açıklarında ve yüksek yerlerde rüzgar daima eser. Elektriği bir yerden bir başka yere nakleden uygun şebeke hatlarının yapılmasıyla bu soru geçerliliğini kaybetmiştir. Modern şebeke hatları elektriği yüzlerce km. uzaklara taşır ve hem elektrik talebindeki hem de üretimindeki değişmelerden kaynaklanan dalgalanmalarla kolayca başa çıkabilir.
Elbette, güneş enerjisi, su enerjisi, rüzgar enerjisi v.b. enerji kaynaklarının birlikte bir karışımını kullanmak enerji sorununun çözümü için güzel bir fikirdir. Her bir kaynağın kuvvetli ve zayıf tarafları diğerlerininkine karşı dengelenmiş olur.
Güneş enerjisi çok pahalı
"2020 için tasarılar:
Elektrik şebekesine bağlanmış güneş enerjisinden
elektrik üretim sistemleri her bir Wp için 2 Euroya düşmüştür "
Bu ne demektir? Güneş enerjisinden elde edilen elektrik fiyatları on yıl içinde tüketicilerin kullandığı geleneksel elektrik fiyatları ile rekabet edebilir. Güneşli bölgelerde bu çok daha önce gerçekleşebilir.
Geçtiğimiz 20 yıl boyunca, güneş enerjisinden elde edilen elektrik fiyatları her yıl %5 oranında düşüş göstermiş olup bu fiyat düşüşünün gelecekte de devam edebileceği beklenmektedir. Geleneksel fosil yakıtlarının fiyatlarının yükseleceği dolayısıyla bunlardan elde edilen enerji fiyatlarının da artacağı beklentisi göz önüne alındığında güneş enerjisi elektriğindeki bu fiyat düşüşü makul bir düşüştür.
Dahası, elektrik santrallerini karşılaştırmak bazen yanıltıcı olabilir. Örneğin, çatıya tesis edilmiş bir güneş sistemi bir eve doğrudan elektrik sağlayabilir. Bu nedenle, onların tüketiciye kaça mal olduklarının karşılaştırılması daha gerçekçi olabilir. Tecrübeler, güneş enerjisi sistemlerinin ev sahipleri için daha verimli bir yatırım olduğunu göstermiştir.
Nihayetinde, fosil yakıtlarının gerçekte neye mal olduğu fiyat karşılaştırmalarının içinde yer almaz. Onların tam gerçek maliyetleri ABD gibi birçok ülkede, kömür, petrol, doğal gaz ve nükleer enerji kullanımının yol açtığı iklim değişikliklerini, çevre kirliliğini ve bütçeden ayrılması gereken ödenekleri de kapsar.
Bütün bunlar göz önüne alındığında, güneş enerjisi daha rekabetçi, uygun bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.
"Temiz kömür" gerçeği
Aynı zamanda temiz kömür gibi bir şey de yoktur. Gerçekte o dünyanın en kirli şeyidir. Bir örnek olarak; ABD’de Jacksonville’de federal bütçeden yapılan yeni bir “temiz” kömür elektrik santrali bir doğal gaz santralinin ürettiğinin 10 katı nitrojenoksit içeren baca dumanları üretmektedir. Bu santral aynı zamanda iki kat daha fazla iklim değişiklerine yol açan karbon di oksit gazları ve önemli miktarda asit yağmurlarına yol açan sülfürdioksit üretmektedir.
Açıkça belli oxymoron asidi de göz önüne alındığında, bir çevre felaketini diğer biri ile değiştirmek tamamen çılgınlıktır. İklim değişikliği enerji verimliliği uygulamak ve rüzgâr, güneş, biyoenerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına sıçrama yapmakla durdurulabilecektir. Geçen yüzyılın kirli ve tehlikeli teknolojilerine doğru geri adım atılarak iklim değişiklikleri önlenemez.
Daha fazla nükleer santral yapmamız gerekmez mi? Nükleer santraller temiz değil midir?
Doğrusu nükleer sanayi hariç, bir kimsenin neden bunun iyi bir fikir olduğunu sandığını anlayamıyoruz. Nükleer enerji suyu kaynatmak için insanoğlunun icat ettiği en pahalı ve en tehlikeli yöntemdir. Artı, 10, 20, 30 yıl öncesinde sahip olduğu bütün temel problemler (nükleer silahlara dönüşebilme, çözümlenememiş radyoaktif atıklar, güvenlik vs.) hala mevcuttur. Kötü şeyler için iyi parayı harcamaya dur demenin zamanıdır.

