Deltaplan`a ek olarak 70`li yılların sonlarında şekli sabit ve ağır olmayan, esnek ve hafif bir havaaracı geliştirmesi düşünüldü. Birçok kişi öncü paraşütlerle yamaçlardan uçus denemelerine başladılar. Bunlar uçaktan atladıktan sonra limit hızda (~198 km/s) düşerken açılmak üzere dizayn edilmiş serbest düşüş paraşütleriydi. Birçok denemeden sonra limit hızdaki yüksek gerilimlerin yavaş ve yumuşak olan yamaç kalkışlarında meydana gelmediği gözlendi ve daha büyük boyutlarda paraşütlerin daha iyi sonuçlar getireceği anlaşıldı. Üreticiler hava geçirgenliği olmayan kumaşlardan daha geniş yüzeyli paraşütler üretmeye başladılar. En sonunda yamaç paraşütçülüğü adıyla bilinen yepyeni bir spor doğdu.
80’li yıllarda yamaç paraşütçülerinin sayısıda geçmişe göre arttı. İlk olarak Fransa ve İsviçre Alp’lerindeki bir gurup pilot, yelken kanat pilotlarına özenerek dik yamaçlardan koşarak kalkış yapmaya başladılar. Böylece yamaç paraşütçülüğü giderek yaygınlaşmaya başladı. Japonya`daki Fuji Dağı ve Himalayalar`daki Everest zirvesinden uçuslar gerçeklestirildi. Yüzlerce kilometrelik mesafe rekorları kırıldı, saatlerce süren uçuşlar kaydedildi ve termik ve dalga kaldırıcıları kullanılarak binlerce feet`e çıkıldı. Yamaç paraşütü o kadar beğenilen bir spor haline geldiki delta kanatlarını ikiye katladı diye biliriz. Antarktika dışında bütün kıtalarda dağlarda rengarenk kanatlar görülmeye başladı.
Rahatlıkla havalanır, yönlendirilir ve iner, birkaç dakikada içerisinde açılabilir ve toplanabilirler. Esaslı bir eğitimle temel uçuş kontrolü becerisi birkaç günde kazanılabilir. Bugün yamaç paraşütçülüğü en ucuz ve hafif hava aracı ve doğayla iç içe olmasından dolayı geniş bir kitle tarafından tutulup sevilmiş ve dünya sanayi ürünü konumuna gelmiştir.

