Outdoor Oracle

Mağara dalışı

Su

Sualtı mağaraları, farklı bir ortam ve farklılık kavramını içeren her olgu gibi merak uyandırıcıdır. Çoğu doğal oluşumun aksine, günümüzde özellikle de ülkemizde hala, sualtı mağaralarıyla ilgili bilinenler tatmin edicilikten çok uzaktadır. Kuru mağaracılık çok eskilere dayansa da, sulu mağaraların bilinebilirliklerinin sınırı ancak scuba dalış donanımlarında son 50 yılda görülen ilerlemeler sonucu, mağaralarda dalış yapabilmenin mümkün olmasıyla zorlanmaya başlandı. Mağara dalışları böylece mağarabilimin (speleoloji) gelişiminde önemli bir yer kazandı.

Su ile örtülü mağara bölümlerini ortaya çıkarmak ve yeraltı sularının özelliklerini anlayabilmek için, bu noktada dalış olayı ve sualtı bilimi devreye girmiştir. Mağara biliminin bir ihtiyacı olan mağara dalıcılığı, araştırma ve keşif amaçlı olmasının yanı sıra, sportif ve rekrasyonel yanları da bünyesinde barındırmaktadır. Bir anlamda, sualtı kültürüne yeni bir boyut getirmiştir. Salt, sualtı ve deniz mağaralarını çoğunlukla rastlantısal olarak inceleyen dalıcılar, artık, mağara bilimin doğrultusunda daha anlamlı ve verimli olabilmenin bilinci içindedir.

Bilmeniz gerekenler

Tarihçesi

Mağara dalıcıları, sualtı mağara sistemlerinin keşfi ve araştırılması yoluyla bugüne kadar, karst hidrojeolojisine büyük katkılar sağlamışlardır. Sistemlerin haritalandırılması, profil ve kesitlerinin çıkarılması, konduit mağaralarının yeri ve morfolojisi konusunda çok önemli veriler sunmuştur. Pasajlardaki su hızları, yeraltına ya da denize boşalan sistemlerin debilerinin ölçümü, mağara dalıcıları tarafından gerçekleştirilebilmiştir. Mağara dalıcıları; renk, ısı, haloklin (sanılkatman) tabakalarının derinliği ölçümleri, su izleme yöntemleri ve örneklemelerle yeraltı suyu kalitesi çalışmalarına katkıda bulunabilirler. Gönüllü ve eğitimli teknik dalıcılar, sualtı mağara sistemlerinin araştırılmasında, bilimcilerin en büyük destekçisi konumundadırlar. Uygun biçimde oluşmuş düşey şartlardan içeri girebilecek iyi yetişmiş dalgıçlar (mağara dalıcıları), bu sistemlerin yatay ve dikey boyutlarını daha iyi inceleyebilir ve fotoğraflayabilirler.

Sualtı mağaraları, farklı bir ortam ve farklılık kavramını içeren her olgu gibi merak uyandırıcıdır. Çoğu doğal oluşumun aksine, günümüzde özellikle de ülkemizde hala, sualtı mağaralarıyla ilgili bilinenler tatmin edicilikten çok uzaktadır. Kuru mağaracılık çok eskilere dayansa da, sulu mağaraların bilinebilirliklerinin sınırı ancak scuba dalış donanımlarında son 50 yılda görülen ilerlemeler sonucu, mağaralarda dalış yapabilmenin mümkün olmasıyla zorlanmaya başlandı. Mağara dalışları böylece mağarabilimin (speleoloji) gelişiminde önemli bir yer kazandı.

Ülkemizdeki kara mağaraları sayısı on binlercedir. Dolayısıyla, sulu sistemlerin ve yeraltı sularının potansiyeli çok yüksek olarak kabul edilmektedir. Ayrıca kıyı ve deniz mağaraları sayısının da oldukça fazla olduğu sanılmaktadır.

Mağaralar, birçok kişinin tahmin edemeyeceği kadar ilginçlikler ve güzellikler kapsamaktadır. Bu değerleri merak eden kişiler, yıllardır, gizemli ortamını tanımak, incelemek için buralara geziler düzenlemektedir.

Bununla birlikte, hala araştırılması tamamlanmamış veya henüz keşfedilmemiş birçok mağara düzeni vardır.

Su ile örtülü mağara bölümlerini ortaya çıkarmak ve yeraltı sularının özelliklerini anlayabilmek için, bu noktada dalış olayı ve sualtı bilimi devreye girmiştir. Mağara biliminin bir ihtiyacı olan mağara dalıcılığı, araştırma ve keşif amaçlı olmasının yanı sıra, sportif ve rekrasyonel yanları da bünyesinde barındırmaktadır. Bir anlamda, sualtı kültürüne yeni bir boyut getirmiştir. Salt, sualtı ve deniz mağaralarını çoğunlukla rastlantısal olarak inceleyen dalıcılar, artık, mağara bilimin doğrultusunda daha anlamlı ve verimli olabilmenin bilinci içindedir.

Mağara dalışı ve araştırmaları gurubu 10 yılı aşkın bir süredir ülkemizde sualtı mağaracılığı ve mağara dalıcılığı üzerine sistemli çalışmalar yürütmekte, araştırma, eğitim ve keşif etkinlikleri düzenlemektedir.

Mağara Dalışı ve Araştırmaları Gurubu (MADAG) 1987 yılında ODTÜ Sualtı Topluluğu (ODTÜ-SAT) çatısı altında etkinliklerine başlamış, küçük bir dalıcı gurubuyla yavaş ama sağlam bir yapılanma süreci yaşamış ve Türkiye`de mağara dalışı üzerine sistemli olarak çalışan ilk ve tek gurup olmuştur. Madag, kara ve deniz mağaralarına, yeraltı su sistemlerinde sistemli olarak araştırma çalışmaları yapmakta, raporlar hazırlamakta, bunları ilgili birimlere sunmakta, mağaralardaki tatlı su rezervlerini, doğal ve tarihi değerleri ortaya çıkarmakta ve korunmaları için çalışmalar yürütmektedir. Madag, küçük bir dalıcı gurubuyla yola çıkmanın sıkıntılarını zaman zaman yaşamış olmasına rağmen, bu özelliği sayesinde sağlam bir altyapı ve teknik dalış açısından iyi yetişmiş bir üye profiline sahip olmuştur. 1994 yılında Sualtı Araştırma Derneğinin (SAD) kurulmasından sonra varlığını ODTÜ-SAT ve SAD ortak çatısı altında devam ettirmiştir. Madag olarak Türkiye`de mağara dalıcılığı konusunda olumlu, bilimsel, sistematik çalışmaların yürütülmesi amaçlanmış, bu tip çalışmaların hangi çatı altında olursa olsun desteklenmesi etnik olarak kabul edilmiştir. Bu amaçla madag, mağaracılık, mağara dalışı ve teknik dalış ile ilgili bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Bu kuruluşlar arasında ABD NSS-CDS (Ulusal Mağaracılar Birliği-Mağara Dalışı Bölümü), UKAM (Uluslararası Karst Su Kaynakları Uygulama ve Araştırma Merkezi), MTA-MAG (Mağara Araştırma Gurubu) gibi Türkiye ve Dünyada mağaracılık ve mağara dalışı konusunda önde gelen kuruluşlar bulunmaktadır.

ABD NSS-CDS`in (Ulusal Mağaracılar Birliği Ğ Mağara Dalışı Bölümü) katılımı ve UKAM`ın (Uluslararası Karst Sularını Araştırma Merkezi) katkılarıyla Karst-Dalış`95 ve KarstDalış`96 araştırmaları yürütülmüş, yine UKAM`ın katkılarıyla Kasım 1996`da Finike Gök Mağara-Suluin araştırma dalışları başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu ortak çalışmalara rağmen, Türkiye`de mağaracılık adına, genelde birbirinden kopuk ve yetersiz bir örgütlenme ve birlik yapısı vardır. Kurumlar zaman zaman kendi içlerinde bölünmeler yaşamaktadırlar. TMB (Türkiye Mağaracılar Birliği) son yıllarda bu dağınıklılığı gidermeye çalışıyor. Ancak kurumlar da etkinliklerini, yapılarını ve amaçlarını titizlikle belirlemeli, vakit geçirici hafta sonu gezilerine değil, daha profesyonel, bilimsel bir takım çalışmalara yönelmelidirler.
Günümüzde bu türden çalışmalar maddi bir takım zorlukları içermektedir. Bu noktada bir kaç kurumun ve farklı disiplinlerin bir araya gelmesi ile ciddi araştırmaların oluşturulması, bu araştırmaların projelere dönüştürülerek maddi destek sağlanması mümkün olacaktır.

Bu aşamada bilimsel çalışmalara, doğa korumacılığına destek vermek isteyen firmaların, kurumların destekleri, sponsorlukları da önem kazanmaktadır.

Mağarabilimcilik, ülkemizde belli bir geçmişe ve birikime sahip olmasına rağmen, mağara sularına ve sualtı mağaralarına dalış konusunda çağa uygun atılımlar yapılmamıştır. Yabancılarla ortak yapılan birkaç dalışın dışında, yerli ekiplerin gerçekleştirdiği dalışlar bir elin parmaklarını geçmez. Bu dalışlarda bu işin eğitimini almamış kişiler tarafından, kendilerini önemli ölçüde tehlikeye atarak yapılmıştır. Su altındaki kovuklar ve mağaralar sarsıcı ve çarpıcı özelliklere sahip olup, dalıcıların yoğun ilgisini çekmektedir. Tehlike, işte bu noktada başlar. Eğitimsiz ve özel donatımsız olarak, bu işe girişilmesinin riski büyüktür ve yapılacak hatanın faturası, genellikle ölümdür. Şüphe yok ki, mağara dalıcılığı, en teknik dalış türüdür. Ele alınış ve dalış ortamı nedeniyle birçok tehlike içerir. Uygulama tam beceri gerektirir. Ansal ve bedensel yeterlilik mükemmel olmalıdır. Muhakemede yapılan hatalar kazalara neden olmaktadır. İyi bir planlama ve uygulama, hem yüksek güvenlik, hem de başarı getirecektir. Mağara-dalıcılığı, bazıları için benlik tatmin aracı iken, diğer bazıları için eğlence ve değişik duyguları tatmak uğruna bir araçtır. Sayıları her gün artan, başka bir gurup ise olayı araştırma ve keşif olarak algılamaktadır.

Mağara dalışı içerdiği risklerin fazlalığı nedeniyle çok yetkin ve disiplinli eğitim gerektiren ve diğer dalışlara göre ekipmanın çok daha fazla önem kazandığı bir teknik dalış türüdür. Eksik veya yanlış donatının kullanımı mağara dalışlarında meydana gelen eğitimi gerektirmektedir. Açık su dalışlarına göre donanım ve teknik açıdan çok farklı standartlara sahip olduğu için, kişi ne kadar tecrübeli olursa olsun mağara dalışı yapabilmek için mutlaka özel bir eğitimden geçmiş olması gerekir. Mağara dalgıcı olabilmek için kişinin açık su dalışlarında çok iyi bir seviyeye gelmiş olması gerekir.
Dalış türleri içinde, kapalı ortam dalışları olarak bilinen, buzaltı ve batık dalışları ile birlikte anılmakta ve risk oranı en yüksek düzeyde kabul edilmektedir. İleri açık su dalıcı eğitimi, gece ve bulanık su dalış eğitimi, ilk yardım kursu, kovuk dalış eğitimi ve farklı seviyelerdeki mağara dalış eğitimleri, mağara dalıcısı olma yolunda çıkılması zorunlu basamaklardır. Gece dalışı, Derin dalış, Gece Derin Dalışı, Sualtı Sörveyi, Karada Sörvey ve Haritacılık gibi kursların alınması da faydalı olacaktır. Mağara dalıcısı eğitimi, eğitim ve beden düzeyinde yeterli olmasına ek olarak, mental olarak da mağara dalışları yapmaya hazır olmalıdır. Mağara dalıcılığı için en önemli unsur, dalıcının ussal olarak kendini kontrol edebilmesi, dalış sırasında açık bir zihne sahip olması, zor koşullarda stresi kontrol edip, paniğe kapılmadan sorunların üstesinden gelebilmesidir. Bu nedenle mağara dalıcılığı herkes için uygun değildir. Uzmanların tahminlerine göre açık su dalgıçlarının %1`inden azı mağara dalışı eğitimi almak için gerekli bilgi, deneyim ve beceriye sahiptir.

Açık su dalışlarındaki en önemli güvenlik faktörü ekipman arızası, solunum gazının bitmesi gibi herhangi bir acil durumda yüzeye kontrollü acil durum çıkışı yapma olasılığının olmasıdır. Ama mağara, batık ve buzaltı dalışları gibi üstü kapalı ortamlarda dalgıç bu güvenlik faktörünü gözden çıkartmak zorundadır. Mağara dalışı eğitiminin ön aşaması olan kovuk dalışlarında mağara girişleri gözden kaybedilmez ve su yüzeyinden en fazla 40 m derinlikte giriş yapılır.
Böylece acil bir durumda kontrollü acil çıkış yapabilme olasılığı sağlanır ve bu nedenle de bu tür rekreasyonel dalış kabul edilir ve kovuk dalışı eğitimini NAUI, PADI, SSI açık su dalışı eğitimi veren kurumlarca verilebilir. Mağara dalışlarında ise çok daha fazla penetrasyon uzaklıkları söz konusudur. Ve bir teknik dalış türü olduğu için eğitimi sadece NSS-CDS (National Speleological Society Cave Diving Section, ABD Ulusal Mağarabilim Topluluğu Mağara Dalışı Bölümü), NACD (National Association of Cave Divers, ABD Ulusal Mağara Dalıcıları Birliği) ve GUE (Global Underwater Explorers, Küresel Sualtı Kaşifleri) gibi organizasyonlarca verilir.

Ekipman söz konusu olduğunda da kovuk ve mağara dalışları farklılık gösterir. Kovuk dalışlarında makara ve kılavuz ip gibi mağara dalışı ekipmanları kullanılmasına rağmen bunun dışında açık su dalışlarında kullanılan ekipmanın hemen hemen aynısı kullanılır, ama mağara dalışlarında kullanılan ekipman çok daha farklıdır. Mağara dalgıçları kılavuz ip, makara, çift vana ve çift regülatörlü scuba sistemleri gibi özelleşmiş ekipmanlar kullanırlar.
Mağara ortamındaki kayalar, sarkıt ve dikitler, sağlam olmayan tavanlar, silt tabakası, akıntı, değişen yüzey ve hava koşulları, karanlık, kılavuz ipe takılma, dolaşma olasılığı dalışın risklerini ciddi boyutta arttırır. İşte bu nedenle teknikler, dalış ekipmanı ve dalış planlaması bir mağara dalgıcı için hayati önem taşır.

Mağaralarda korunması gereken doğal oluşumlar ve çok ince ve küçük partiküllerin çökmesi sonucu oluşan silt tabakası bulunur. Silt ufak bir su hareketi ile yükselip görüşü çok kısa bir sürede sıfıra indirebilir ve bu ince ve hafif tozun yeniden çökmesi çok uzun zaman alır. Mağaradaki oluşumlara zarar vermemek ve silt tabakasını kaldırmadan ilerleyebilmek için yüzerlik kontrolü, doğru vücut pozisyonu alma, silt kaldırmadan yüzme gibi özel teknikler bir mağara dalgıcı için çok önemlidir. Ayrıca mağara içindeki göllerin ve yeraltı sularının çok soğuk olması, bazı mağaralarda görüş mesafesini 1-2 cm`ye düşürebilir. Dalıcının fiziksel ve psikolojik olarak hazır olmaması, eğitim eksikliği de çok önemli potansiyel tehlikelerdir. Birçok dalış kazasında tüm ekipman çalışır ve dalış tüpleri dolu iken panik yüzünden dalıcıların yaşamlarını yitirdikleri belirlenmiştir.

Dalış disiplini olarak mağara dalışı, sportif ve rekrasyonel dalıştan tamamen ayrılmakta ve bu ayrımın farkında olmamasının sonucu çok ağır olmaktadır. ABD ve Avrupa`da temel mağara dalışı kavramları yerleşmeden önce birçok dalıcı maalesef hayatını kaybetmiştir. Kaza istatistikleri incelendiğinde kaza başına düşen ölüm oranının yüksek olması en çok dikkat çeken bilgi olarak karşımıza çıkmakta. Diğer önemli bilgi de mağara dalışlarında hayatını kaybeden dalıcıların bir çoğunun tecrübeli açık su dalıcısı, hatta eğitmen oldukları, ancak mağara dalışı konusunda herhangi bir eğitim almadıklarıdır. Tüm bu veriler, mağara dalışının dalış türleri arasında farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekliliğinin bir göstergesidir.

  • Google
  • Arkadaşına Gönder
  • Twitter
  • Facebook